Nedir Bu Etik?

 

Her insanın; hayatının odağına koyduğu, sımsıkı sarıldığı, sınırlarını çizdiği, yürüdüğü yola ışık tuttuğunu düşündüğü belli başlı önemli kavramlar vardır. Nedir bu kavramlar diye sorduğumuzda ise çoğumuzun vereceği cevaplar şu şekildedir: Adalet, eşitlik, dürüstlük, saygı, cesaret, özgüven…

Peki size tüm bu kavramların harmanlandığı, hayatımızın sınırlarını çizebilmek için bize kılavuz olacak, derin düşüncelerin içinde kaybolduğumuzda çukura düşmeden önce tutabileceğimiz son dal olan bir kurallar bütünü var olduğunu söylesek?

İşte bu noktada etik kavramı karşımıza çıkıyor. Gelin şimdi etik kelimesinin kökenlerine kadar uzanacak uzun bir yolculuğa çıkalım.

 

Etik Kelimesinin Kökeni

Etik kelimesinin kökenine inecek olursak bu kelimenin Eski Yunanca bir sözcük olan ethos sözcüğünden ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ethos sözcüğünün çoğulu olan Ethe kelimesini en eski anlamıyla açıklayacak olursak ise “canlı bir varlığın mekânı”, “Hep gittiği, sığındığı yer” gibi tanımları örnek olarak verebiliriz. Görüldüğü üzere insanoğlu, bundan yüzyıllar öncesinde bile etik kavramını hayatının en mühim köşesine koymuş; sığınacak bir liman, hayata dair bir tutamak olarak görmüştür.

Etik kavramı, içerdiği önemli ilkelerle zamanın yıkıcı etkisine meydan okumuş; küreselleşen dünyanın etkisi ile kapsamını genişletmiş bir şekilde günümüzde de halen yaşamaya devam etmektedir. Etiği en güncel şekilde açıklarsak iyi-kötü, doğru-yanlış, adalet ve zulüm, eşitlik ve kayırma gibi normlara ahlaki açıdan yaklaşıp bu normların sınırlarını çizerek insanların toplum içinde davranışlarını düzenlemesini sağlayan bir felsefi alanıdır diyebiliriz. Kısaca etik, her insanın arzu edebileceği bir yaşama ulaşılma çabasıdır. Etik türlerine birkaç örnek verecek olursak bireysel etik, iş etiği, tıp etiği, yönetsel etiği gibi birçok etik türü daha sıralandırabiliriz.

 

Etik İkilemleri

Gerek gündelik hayatımızda gerek iş hayatımızda etik ilkeleriyle iç içe bir yaşam süreriz. Hayatın neredeyse tüm alanlarında karşımıza çıkan etiğin; birçok ikilemi, tartışmayı da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Şimdi sizleri düşünmeye davet ediyorum. İnsanların haklarında kitaplar yazdığı, düşünürken içlerinde kaybolduğu bu ikilemlerden size birkaç örnek vereceğim.

İşinde çok başarılı ve organ nakli üzerine çok önemli işler başaran bir cerrah olduğunuzu düşünün. Gözetiminizde 5 adet hasta bulunuyor ve bu 5 hastanın her birinin farklı bir organa ihtiyacı var. Ancak ne veri tabanında ne de herhangi başka bir kaynakta, herhangi bir hastaya uyan hiçbir organ bulunmuyor. Dolayısıyla eğer bir an önce bu duruma müdahale edilmezse, bu organların eksikliğinden ötürü kesinlikle ölecekler. Bu sırada, şehre gelen bir turist, şans eseri hastanenize kontrol yaptırmak için geliyor. Kontrolü siz yapıyorsunuz, inanılmaz bir şekilde turistin organlarının, aranan 5 organ için tamamıyla uygun olduğunu ve eğer nakil işlemi gerçekleştirilirse 5 hastayı da kesinlikle kurtaracağını fark ediyorsunuz. Eğer bu turist bir şekilde ölürse, 5 organı da alabilir ve aylardır organ bekleyen ve ölümün eşiğinde olan diğer 5 hastayı da %100 kurtarabileceksiniz. Üstelik, bu turistin 'bir şekilde' ölmesinden sizin sorumlu tutulmayacağınızın ve sizden kimsenin şüphelenmeyeceğinin de %100 garantisi olan bir yöntem biliyorsunuz. Bu durumda, 5 hastanızı kurtarmak için turistin ölümüne neden olur muydunuz?

Suçsuz bir insanın ölümü, 5 kişinin hayatını kurtarmayı sağlıyor. Basit bir matematiksel yaklaşımla 5>1 diyerek turistin ölümünü etiğe uygun bir davranış olarak nitelendirmek doğru mudur? İnsan hayatına olan yaklaşım basit bir matematikten çok daha fazlası değil midir? Başka bir açıdan yaklaşalım. Turistin ölümü hayatı ne yönden etkileyecek? Belki o turist, ileride insanlık için oldukça önemli işler başarabilecek bir kişi. Onu öldürerek tüm insanlığı negatif bir yönde etkileyecek karar almış olmaz mıyız? Veya 5 kişiyi ele alalım. Belki kurtulan bu 5 kişi ileriki hayatlarında birçok insanın ölümüne meydan açacak zalim bir lider, bilim insanı olabilir. Bu 5 kişiyi hayata döndürerek potansiyel katiller ortaya çıkarmamız muhtemel değil midir? Bu ve bunun gibi birçok yaklaşım ile değerlendirebiliriz bu ikilemi. Benim burada yönelttiklerim kendi düşüncelerimin bir kısmı.

Bir başka ikilem daha yönelteyim size.

Çok önemli bir kongrede güvenlik görevlisi olduğunuzu düşünün. Kongrenin yapıldığı mekâna silahlı bir baskın olacağı hakkında bir istihbarat alıyorsunuz. Fakat oldukça kısa bir zamanınız var ve bu kısa zaman içinde insanlara silahlı bir baskın olacağı hakkında bilgi verirseniz ortamda kargaşa çıkacağını biliyorsunuz. Bu kargaşayı göze alarak silahlı baskını tüm katılımcılara bildirir misiniz yoksa bunun yerine kongredeki önemli kişilere gizlice bildirip onların kaçmasını mı sağlarsınız? Bu önemli kişiler, yaşadığınız ülkedeki en büyük şirketlerin kurucuları. Bu şirketlerden yüzlerce kişi ekmek yiyor, geçimini sağlıyor. Eğer bu kişiler ölürse tüm şirketlerinin batacağını varsayınız. Bu durumda ne yaparsınız?

İnsanlar, etik kapsamında bunun gibi birçok ikilem ortaya çıkarmış ve böylece etiğin anlamı, önemi üzerine yüzlerce bakış açısı oluşmuş. Siz de bu ikilemleri kafanızda canlandırarak kendi perspektifinizden etiğin anlamı ile ilgili tanımlar yapabilirsiniz. Unutmayın ki düşünmediğiniz yaşam, yaşamadığınız zamandır.

 Belinay ÇELİK

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İnsanlar Neden Girişimci Olmak İster?

Çağımızın Mesleği: Girişimcilik

İŞ-YAŞAM DENGESİ