Hayat Problem Çözmektir

     Cuma akşamı PharManage-360° ailesi olarak ikinci atölyemizi gerçekleştirdik. Bu atölyede bizlere eşlik eden ve düşünceleriyle bizleri aydınlatan kişi Anooshirvan Miandji’ydi. Çok değerli Anooshirvan Miandji hocamızın anlattıklarının bende bıraktığı tesirleri sizlere aktarmak istiyorum. Başlamadan önce bir kez daha bizlere bu fırsatı sunan PharManage-360° ekibine ve Anooshirvan Miandji’ye teşekkürlerimi sunuyorum.

“Hayat problem çözmektir”

Hayat her zaman bize arzu ettiğimiz şartları sunmaz. Yaşadığımız süresince hayatımızın herhangi bir anında çeşitli problemlerle karşılaşırız. Amaçları zedeleyen, bozan, istenilen şartlarda ürün/hizmet sunumunu engelleyen, ürün/hizmetin birbiriyle uyumlu olmasını önleyen olaylara problem denir. Problemler, gerçek durumun koşulları istenen durumun koşullarından farklı olduğunda ortaya çıkar. Gündelik hayatımızda karşılaştığımız problemleri belli hususlara dikkat ederek çözmek bizi sonuca daha hızlı ve doğru bir şekilde ulaştırır.

Bir problemi çözmenin en basit yolu öncelikle o problemi kabul etmektir. Hayatta en acıklı şey, bir insanın problemin kendinden kaynaklandığını görememesidir. Kişisel egolarımıza kapılmadan ortada bir sorun olduğunu ve bu sorunun çözüme kavuşması gerektiğini kavramamız gerekir.

Bir problemi kabul etme sürecinde kendimize şu soruları sorabiliriz: Ortada bir sorun olduğunu gösteren belirtiler nelerdir? Bir şeylerin yanlış gittiğini size düşündüren ne? Olması gereken durum neydi? Bu sorulara vereceğimiz cevaplar problemi görme ve kabul etme aşamasında bize yardımcı olur.

Bir problemi kabul etme aşamasında belli başlı dikkat etmemiz gereken noktalar da var elbette. Öncelikle problemi nesnellikten uzaklaşmadan objektif bir şekilde gözlemlemeliyiz. Saptırmadan, herhangi bir şekle sokmadan olduğu gibi kabul etmeli, zihnimizde kavramalıyız problemi. Sonrasında ise var olan problemi doğru bir şekilde tanımlamalıyız. Bir durumu doğru şekilde tanımlamanın altın kuralı dili nizama uygun bir şekilde kullanabilmektir. Bu bağlamda düşündüğümüzde, üniversite sonrası iş hayatımızda çalıştığımız sektör ile ilgili mesleki terminolojiye oldukça iyi bir şekilde hâkim olmalıyız. Çünkü dile hâkim olabilmek beraberinde karşılaştığımız problemleri en uygun şekilde tanımlayabilmemizi de getirir. Problemi gözlemleyebilen, tanımlayabilen ve en nihayetinde kabul edebilen bir kişi problem çözme basamaklarını hızlı ve emin adımlarla çıkabilen kişidir. İş hayatı bizlerden problem yaratan değil, problem çözebilen bir kişilik beklediğinden ötürü bu hususlara dikkat etmek bizi tercih edilir bir kişi yapar.

Mesleki terminoloji demişken sayın Anooshirvan Miandji Bey’in yapmış olduğu bir benzetmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Profesör unvanına sahip kişiler uzmanlaştıkları alana yenilik getiren kişilerdir. Bir alana yenilik getirmenin ölçütü ise o alana yeni terminolojiler kazandırmaktır. Çünkü düşünce dilden, dil düşünceden doğar. Bu noktada da bir kez daha dilin, dili kullanmanın ne kadar mühim olduğunu görüyoruz.

Bir problemi çözerken problemi soruya çevirmek durumu daha iyi bir şekilde analiz etmemizi sağlar. Örneğin çevremizdeki bir kişiden dolayı karşılaştığımız bir sıkıntılı durumu ele alalım. Bir konu üzerine araştırma yapmışız ve bu araştırma sonucunu bir arkadaşımızla paylaşmak ve onunla istişare etmek istiyoruz. Fakat karşımızdaki kişi bizi dinliyor gibi gözükse de kulağı bizde değil, başka dünyalara dalmış. O kişiye “Beni dinlemiyorsun, düşüncelerime değer vermiyorsun!” demek yerine, “Neden beni dinlemiyorsun, bir sıkıntı mı var?” dersek bu problemi çözmek açısından büyük bir adım olacaktır. Problemi bu şekilde soruya çevirmek de aslında bizi önyargılardan arındıracaktır. Önyargılar, insanları birbirinden uzak tutmak için bilgisizlikten yapılmış zincirlerdir. Bir kestirme yolu da olan önyargıdan arınmak herkesin dikkat etmesi gereken bir husustur çünkü dili en çok zehirleyen ve dile en büyük ölçüde zarar veren şey şüphesiz önyargılardır. 

Peki, Hangi Özelliklere Sahip Olmalıyız?

Problemden ve problem çözmede dikkat etmemiz gereken önemli hususlara değindikten sonra sahip olmamız gereken on özelliğe Anooshirvan Miandji’nin gözünden baktık.

Böl, parçala ve çöz!

Karmaşık problemleri çözebilme kabiliyetine sahip olmalıyız. Karşılaştığımız problemleri, analitik bir düşünce sistemiyle küçük parçalara ayırarak çözmek bizi sonuca daha hızlı ulaştırır. Problemin büyüklüğünden yakınıp, aşılamaz bir konuma koymak yerine iyi analiz etmeli ve çözüm basamaklarını adım adım çıkmalıyız.

“Anlıyorum demek bir sestir, anlamak ise kafadadır”

Olaylara farkındalık sahibi bir perspektif ile yaklaşmalıyız. Farkındalık sahibi insanlar neyin doğru neyin yanlış olduğuna, eğer yanlışsa nasıl doğru hale geleceğine hızlı karar verebilen insanlardır. Farkındalık beraberinde yaratıcı olmayı da getirir. Yaratıcılık, her ne yapıyorsan onu sevmektir, ondan keyif almak ve kutlamaktır; sanki varoluşun bir hediyesiymiş gibi.

“İnsanlar her biri ayrı ses çıkartan enstrümanlara benzerler, lider; orkestra şefi gibi, bu topluluktan gürültü değil, melodi çıkaran kişidir”

İnsan yönetimi kabiliyetine sahip olmalıyız. Özellikle liderlik vasfına sahip olanlarda bulunması gereken bu kabiliyet beraberinde refah düzeyi yüksek bir toplum, huzurlu bir iş ortamı getirir. Eğer insanlara liderlik etmek istiyorsak onlarla yürümeyi bilmeliyiz.

“Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada durabilmek ilerlemedir, birlikte çalışmak başarıdır.”

Bulunduğumuz ortamda koordineli çalışabilme özelliğine sahip olmalıyız. Çalışma ortamında bulunan herkes çalışmaya interaktif bir şekilde katılabilecek potansiyele sahip olmalıdır. Bu bağlamda düşündüğümüzde PharManage-360° tam da bize bu fırsatı sunduğunu söylemeden geçmek olmaz.

Duygular hayat yolculuğunda senin daimî dostundur, asla yalan söylemez!

Duygusal zekaya sahip bir birey olmalıyız. Duygusal zekâ, bir insanın duyguların gücün ve zekasını, enerjisini, bilgi, beceri ve etik kaynağı olarak algılama, anlama ve etkin bir şekilde uygulama yeteneğidir. Karşılaştığımız olaylar karşısında duygularımızı kontrol edebilme kapasitemiz duygusal zekamızla ilişkilidir. Duygular, organizmanın hücrelerini bir arada tutan yapıştırıcıdır. İnsanlar için bu denli büyük bir öneme sahip olan bu unsuru iyi yönetebilmek hayatımızda bize başarı getirir.

Anla, yargıla ve karar ver!

Yargılama ve karar verme kabiliyetini iki aşamada inceleyelim. Yargı verme aşamasında önemli olan şey bilgidir. Bir bilgiyi elde ederken başvurduğumuz kaynakları beş şekilde inceleyebiliriz. Deney ve akıl yürütme ölçülebilir bilgi kaynaklarıdır. Sezgi, alıntı bilgi (dedikodu), metafizik ise ölçülemeyen bilgi kaynaklarıdır.

Bir yenilik yaratmanın, yeni bir bilgiye ulaşmanın yolu konfor alanlarının dışına çıkmaktır. Sınırlarını daraltmak yerine genişletmeli ve var olan alışkanlıklardan sıyrılıp yeni dünyalara adım atmalıyız. Konfor alanlarımızın dışına çıkmak yani bir nevi rahatımızı bozmak bilgiye ulaşma sürecinde bize daha emin adımlarla yürüme kabiliyeti kazandırır.

Karar verme aşamasında ise bir şeyi yapıp yapmayacağımıza karar vermeden önce kendimize şu iki soruyu sormalıyız: Yapacağım iş bana zarar verir mi? Yapacağım iş başkalarına zarar verir mi?

Bu iki soruya vereceğimiz cevaplar davranışlarımızın kaderini belirler ve ahlaklı karar sürecinde aklımızdaki tüm şüpheleri yok etmede bize en büyük yardımcıdır.

Çok yönlü ol, sınırlarını genişlet.

Hizmet oryantasyonu yani farklı bölümlerde çalışabilme yeteneğimiz olması gerekir. Çalıştığımız bir firmada, birçok departmanda çalışabilecek potansiyele sahip olmalıyız. Bu yetenek beraberinde yönetici pozisyonlarında çalışabilmeyi getirir çünkü bir yönetici aşağı yukarı her bölüm hakkında bazı bilgilere sahip olan kişidir.

“Tartışmasını bilmeyenler, kavga ederler.”

Müzakere, yani tartışma. Üç tartışma yolu olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki savaşa gider gibi tartışma. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun!”, “Kiminle konuştuğunun farkında ol!” gibi söylemler savaşa gider gibi tartışma söylemlerine örnek verilebilir. Bir diğer tartışma yolu ise iki matematikçi gibi, yani veriler sunarak. Tartışmak istediğin kişiye tartışmak istediğin konu ile ilgili belli başlı veriler sunarak bir tartışma ortamı yaratabilirsin. Son olarak değindiğimiz tartışma yolu ise üçlü tartışma. Bu tartışmanın kapsamı şu şekilde özetlenebilir: Ben, sen ve seyirci. Günümüzde, TV programlarında oldukça fazla karşılaştığımız bu tartışma yolunun Show amaçlı olduğunu söylemek pek yanlış olmaz. Birisiyle müzakereye giriştiğimizde, onunla tartıştığımızda dikkat etmemiz gereken en önemli husus ise şudur:

“Birbirinizi yenmek için değil, anlamak için tartışın”

“Mide için lokma ne ise, beyin için de fikir odur”

Son olarak bir insanın sahip olması gereken yetenek ise bilinçsel esnekliktir. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz. Bir bal mumu düşünün. Bal mumunu elinizle oynadığınız sürece bal mumu yumuşak kalacaktır. Bal mumunu bıraktığınız an birkaç hafta sonra elinize aldığında sertleştiğini göreceksiniz. İnsan beyni de böyledir. Bir şeyler düşündükçe, yeni şeyler oluşturma arzusuna sahip oldukça ve problem çözdükçe taze kalır.

Son olarak özetleyecek olursak öncelikli amacımız her zaman zihinsel araçlarımızı geliştirmek olmalı. Dilimizi, kavrayışımızı, algılama, yorumlama ve değerlendirme kabiliyetlerimizi arttırmalıyız. Ben yapabilirim demeli, yaptığımız işlerde ise para kazanma amacı ile değil mesleğimizi en iyi icra etme amacıyla yola çıkmalıyız. Bir şeyi yapıp yapmayacağımıza karar vermeden önce kendimize şu iki soruyu sormalıyız: Yapacağım iş bana zarar verir mi? Yapacağım iş başkalarına zarar verir mi?

Bu iki soruya vereceğimiz cevaplar davranışlarımızın kaderini belirler ve ahlaklı karar sürecinde aklımızdaki tüm şüpheleri yok etmede bize en büyük yardımcıdır.

Yanılabilme olasılığımızı da göz ardı etmemeli, hatalarımızı ve kusurlarımızı görmezden gelmemeliyiz.

Rahatımızı bozmalı, fikirlerimizi geliştirmeli ve fikirlerimizin arkasından koşmalıyız. Simyacı kitabında Paulo Coelho’nun da dediği gibi “Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren iş birliği yapar.”

Belinay Çelik

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İnsanlar Neden Girişimci Olmak İster?

Çağımızın Mesleği: Girişimcilik

İŞ-YAŞAM DENGESİ