İŞ-YAŞAM DENGESİ

Merhabalar. Ekip arkadaşlarım ile sizler için iş-yaşam dengesi hakkında bir yazı hazırladık. Şimdi sizlere biraz iş-yaşam dengesi nedir? Nasıl kurulur? Bunlardan bahsetmek istiyoruz.


İŞ-YAŞAM DENGESİ NEDİR?
İş yaşam dengesi iş, aile ve bireyin kendisi olmak üzere üç ayrı alandan oluşmaktadır. Bunlardan birisi üzerinde sahip olunan amaç, hedef ve talepler diğerlerine ayrılan zamandan kısıntı yapmayı gerektirmediğinde gerçek dengeyi sağlamış oluruz. Bu durum “üç boyutlu denge” olarak da ifade edilebilir.

İŞ-YAŞAM DENGESİ NASIL KURULUR VE NASIL GELİŞTİRİLİR?
İş yaşam dengesini kurmak ve geliştirmek için bireyin kendisine sorması gereken bazı sorular vardır, Bunlara örnek verecek olursak;
İş hayatım ve özel hayatım arasında bir denge var mı? 
Şu anki hayatımdan mutlu muyum? 
Hayatımda neler eksik? 
Mevcut şartlarım içinde bu hayatı yaşamak mümkün mü? 
İstediğim hayatı yaşamak için nelerden vazgeçmeye hazırım?
Eğer bu sorulara verdiğiniz cevaplar sizi tatmin etmiyorsa, size uygun iş-yaşam dengesini sağlamanız için size 9 önerimiz var.

İŞ-YAŞAM DENGESİNİ SAĞLAMANIN DOKUZ YOLU NEDİR? 
1-İŞ ARASINDA BOŞ ZAMAN AYIRMA
İş arasında zaman ayırmak stresle başa çıkmanıza yardımcı olur.  
2-DOĞRU PLANLAMA
İyi hazırlanmış bir plana bağlı kalmak, işte zaman kazanmanıza katkı sağlar. Böylece, biraz dinlenmek, okumak ve sosyalleşmeye vakit ayırabilirsiniz.
3-SAĞLIKLI BİR YAŞAM TARZI TEŞVİK ETMEK
Çalışanları sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesi çeşitli sağlık risklerini ortadan kaldırır. Bu, çalışanların hem kariyerlerinde hem de yaşamlarında başarılı olmalarına yardımcı olur. 
4-GÖNÜLLÜLÜK
Çalışanları sosyal nedenler için gönüllü olmaya teşvik etmek, stres atmalarına ve sosyal sorumluluk almalarına yardımcı olacaktır.
5-MESAİ SONRASI ÇALIŞMAYI ENGELLEMEK
Mesai saatleri dışında çalışmak, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu dinlenme miktarını engeller. Dolayısıyla İşverenler, “evde çalışma yok” politikasını benimsemeliler.
6-ESNEK ÇALIŞMA PROGRAMI
İş zamanlamalarındaki esneklik, çalışanların işlerindeki kadar kendi kişisel ve sosyal yönlerine de eşit odaklanmalarına yardımcı olur.
7-ZAMAN YÖNETİMİ
Önceliklere önem vererek çalışmak, kişinin profesyonel veya kişisel hayatını düzene sokmasına yardımcı olur.
8-HOBİ
Bir hobiye sahip olmak, çalışanların yoğun programlarında bile kendilerine zaman ayırmalarına yardımcı olur.
9-ÜCRETLİ TATİLLER
Çalışanların ücretlerinden ödün vermeden işverenler tarafından sağlanması gereken bir husustur. Çalışanlar kendilerini daha yenilenmiş ve rahatlamış hissedecekleri için verimlilikleri de artacaktır.

İŞ-YAŞAM DENGESİNİN OLUMLU ETKİLERİ NELERDİR? İŞ YAŞAM DENGESİNİN SAĞLANAMAMASI NELERE YOL AÇAR? 

Olumlu Etkileri: 
İşyerinde daha kaliteli zaman geçirdiğinizi, kendi yaşamını daha iyi kontrol edebilen, mutluluk düzeyi yüksek bireyler haline geldiğinizi fark edeceksiniz. İş yeri verimliliğini arttırması ve işe devamsızlığı azaltması da size sağlayacağı bir diğer fayda olacaktır. Moralinizi de olumlu yönde etkileyeceği için sağlıklı bir aile yaşantınız olacaktır. Peki, bu dengeyi sağlayamadım bu durum nelere yol açar.

Bu Dengenin Sağlanamaması Nelere Yol Açar? 
Dengenin kurulamaması bir tarafın daha baskın olduğunun göstergesidir. İş hayatınız, özel yaşantınızın önüne geçiyorsa arkadaşlarınıza ve ailenize daha az zaman ayırırsınız. Özellikle bir ebeveynseniz çocuğunuzla olan bağınız ve iletişiminiz zarar görebilir. İşe çok fazla vakit ayırmaktan dolayı uykusuzluk çekebilirsiniz, dengesiz beslenmeye başlayabilirsiniz. Kendinize ayırdığınız zaman azalır, bu durumda da sürekli yorgun ve tükenmiş hissedebilirsiniz ama en kötü tarafı da bu durum alışkanlık haline gelebilir ve eski veriminize dönmeniz zaman alabilir.
         
GUEST’ İN OLUŞTURDUĞU, İŞ İLE İŞ DIŞINDAKİ YAŞAM ALANLARI ARASINDAKİ İLİŞKİYİ AÇIKLAMAK İÇİN GELENEKSEL OLARAK KULLANILAN BEŞ ANA MODEL 

Şimdi ise guestin (GESS) iş-yaşam dengesi için oluşturduğu 5 ana modelden bahsedelim

BÖLÜNME MODELİ: İş ve iş dışının, birbirinden bağımsız olarak var olan ve birbirlerini etkilemeyen iki ayrı yaşam alanı olduğu varsaymaktadır. Bu alanlar arasında bir bağlantı bulunmadığı savunur.
YAYILMA (TAŞMA) MODELİ: Bir alanın diğerini olumlu ya da olumsuz şekilde etkileyebileceği varsayar.
TELAFİ MODELİ: Bireyin bir alanda doyum sağlayamaması halinde doyumsuzluğunu telafi edebilmek için diğer alana yöneldiğini ve yöneldiği alanda ihtiyacını hissettiği doyuma ulaşabildiğini belirtir.
ARAÇSAL MODEL: Bir alandaki faaliyetlerin diğer alandaki başarıyı kolaylaştırmasıdır. Bireyler, başarıya giden yolda diğer yaşam alanını bir araç olarak kullanır. Bireylerin yaşama dair ilgileri hangi alanda yoğunlaşmışsa o alandaki rollerin önem kazandığı ve merkeze alındığı varsayılmaktadır.
ÇATIŞMA MODELİ: Yaşamın tüm alanlarında ihtiyaç duyulan talepler doğrultusunda bazı zorlu seçimler yapılır, çatışmalar ve muhtemelen birey üzerinde önemli oranda iş yükü meydana gelir.
 
KARİYER TATMİNİ NEDİR VE NASIL SAĞLAYABİLİRİZ?

Kariyer tatmini kavramını “bir bireyin kariyer başarıları ile ilgili memnun olma durumu” şeklinde değerlendirebiliriz. Bu tatmin bireylerin kişisel kariyer hedeflerine ulaşıp ulaşmadığının göstergesi olup, çalışanların kariyerlerine karşı ilgisi, istihdamı ve yetenekleri gibi işle ilgili tüm duygularından oluşmaktadır.

Kariyer tatminini sağlarken bireyin mesleki hedefleri ve başarılarının yanı sıra gelire ilişkin hedefleri ve yeni beceriler edinebilme başarısı önemli etmenlerdir. Bu saydıklarımızın aksine iş şartları ve yükü, stres, ödüllerin adaletsiz dağılımı, özel ve iş hayatı çatışması kariyer tatminini olumsuz etkiler.
 
  
BAHSEDİLENLERE EK OLARAK İŞKOLİKLİK VE TÜKENMİŞLİK SENDROMU İSE İŞ-YAŞAM DENGESİNİ BOZAN KARİYER TATMİNİNİ DE OLUMSUZ ETKİLEYEN KRİTİK FAKTÖRLERİ Mİ?

İşkoliklik: Din bilimci Oates, sürekli çalışmaya yönelik olarak hissedilen bir dürtü, mutluluğu veya diğer insanlarla olan ilişkileri bozacak derecede sürekli çalışmak için duyulan kontrol edilemez bir ihtiyaç olarak tanımlamış. 21. yüzyılın yeni hastalığı olarak nitelendirilen işkoliklik, alkol, sigara ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan ve “kötü bir alışkanlık” olarak kabul edilmektedir.
 
Tükenmişlik: Herbert Freudenberg “başarısız olma, yıpranma, enerji ve gücün azalması veya tatmin edilemeyen istekler sonucunda bireyin iç kaynaklarında meydana gelen tükenme durumu” şeklinde tanımlarken Maslach Tükenmişlik Ölçeğini (MBI) geliştirmiş olan Christina Maslach ise “işi gereği yoğun duygusal taleplere maruz kalan ve sürekli diğer insanlarla yüz yüze çalışmak durumunda olan kişilerde görülen uzun süreli fiziksel bitkinlik, çaresizlik ve umutsuzluk duygularının, iş ve özel hayatına olumsuz tutumlarla yansıması ile oluşan sendrom şeklinde tanımlamış.
 
İki kavram arasındaki ilişkiye bir örnek olarak, 1990’lardan bu yana yapılan araştırmalarda, çeşitli kuruluşlarda artan iş güvencesi sorunu ve işini kaybetme gibi endişelerin bir şekilde işkolikliği besleyerek işkoliklerin sayısının artmasına neden olduğunu, bu durumun ise aşırı düzeyde strese ve tükenmişliğe yol açtığı görülmüş. Bu kişilerin, tükenmişlikle ilintili olarak duygusal bıkkınlık, işlerine karşı sinizm (cynicism) ve başarılarıyla ilgili memnuniyetsizlikler de yaşadığı da söylenebilir. Ayrıca tükenmişliğin örgütsel bağlılığı azalttığı ve bunun da üretim karşıtı davranışlara yol açtığı da bilinmektedir. 
 
PEKİ İŞ-YAŞAM DENGEMİZİ ETKİLEYEN TÜM BU OLUMSUZLUĞU ÖNLEMEDE ESNEK ÇALIŞMA KAVRAMI NASIL BİR KONUMDA?
 
İçinde bulunduğumuz çağın gerektirdiği küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve piyasalardaki rekabet artışı gibi faktörler, işletmelerin yaşanan değişimlere uyumunu zorunlu hale getirirken klasik istihdam ve üretim biçimlerinden de uzaklaşılmasına sebep olmaktadır. 

İş yaşamındaki esnek organizasyon ve üretim biçimleri yarı-zamanlı çalışma, evden çalışma, tele çalışma ve esnek vardiya gibi çalışma modellerini de beraberinde getirdi. Bu esnek çalışma modelleri ile bireyler işyerinin dışında da olsa işyeri amaçlarına uygun olarak çalışma imkânı bulurken, sahip oldukları diğer rolleri de kolaylıkla yerine getirebiliyor. Bazen de mesai saati kavramının esnemesi, fazla iş yükü gibi olumsuz sebeplerden dolayı dezavantajlara sahip olabiliyorlar. Bunlara rağmen esnek çalışma model ya da uygulamalarıyla iş ve kişisel yaşamları arasında denge sağlayan bireylerin işe ve işyerine bağlılığının arttığını, verimliliğinin yükselirken devamsızlığın da azaldığını söyleyebiliriz.
 
İÇERİSİNDE BULUNDUĞUMUZ PANDEMİ DÖNEMİ DE İŞ HAYATINDA UZAKTAN ÇALIŞMA MODELİNE YÖNELİMİ ARTIRIRKEN İŞ-YAŞAM DENGESİNDE DE DEĞİŞİKLİKLERE YOL AÇTI

Pandemi sırasında Türkiye’de ailesi ile yaşayan ve kısmen de olsa evden çalışan beyaz yakalıların bu durumdan nasıl etkilendiklerini ve bu yeni düzenle nasıl başa çıktıklarını ortaya koyan 8 haftalık çalışmada, araştırma bulgularına göre karantina döneminin sona erdiği 1 Haziran’ın ardından işe ve eve ayrılan süre hızla artarken kendine ayrılan süre ise düşüş gösterdi. Ayrıca yöneticisinden ve ailesinden yüksek düzeyde sosyal destek alanların fiziksel ve psikolojik zorlanmalarının daha düşük, memnuniyet düzeylerinin ise daha yüksek olduğu bulgular arasında.
 
Bu araştırmanın sonuçlarına da bakarak esnek çalışma modellerinden evden çalışmanın avantaj ve dezavantajlarını değerlendirebiliriz.

ESNEK ÇALIŞMA VE İŞ-YAŞAM DENGESİ’NE BİRAZ DA ŞİRKETLERİN GÖZÜNDEN BAKALIM 

İYD’nin sağlanmasına yönelik birtakım politikalar ve çalışma biçimleri geliştiren ve bunları başarıyla uygulayan pek çok işletme bulunmaktadır.

Great Place to Work Enstitüsünün çalışanların iş ve özel hayatlarını dengede tutma konusunda En İyi İşverenler listesindeki şirketlerin İK uygulamalarını araştırdığı çalışmada, “Gerekli olduğunu düşündüğümde işten izin alabiliyorum” diyenlerin yüzde 93 oranında ilaç sektöründe çalıştığını gösterdi. Aynı görüşte olanların yüzde 92’si bilişim teknolojileri sektöründe çalışırken yüzde 87’sinin ise finans sektörü çalışanı olduğu görüldü. 

Bu araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Great Place to Work Türkiye Genel Müdürü Eyüp Toprak, İşlerin evlere taşınmasıyla iş ve özel yaşamı birbirinden ayırmanın oldukça zorlaştığını, iş yapma biçimindeki ani dönüşümlere en kolayca uyum sağlayıp iş-yaşam dengesinde öne çıkan firmaların ortak özelliklerinin ise kurum kültürlerinin güçlü olması ve çalışanlarını sadece iş gücü olarak görmemeleri olduğunu söylemiştir.

ÜLKE DÜZEYİNDE İŞ-YAŞAM DENGESİ ÖRNEKLERİ 

İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelerde işverenler, işletmelerinde İYD pratiklerini geliştirmelerine odaklanan kampanyaları desteklemekteyken,
 
Hollanda, Danimarka ve İsveç gibi ülkeler ise daha çok çalışanların dengeyi sağlamalarını destekleyen yasal ölçütler geliştirmeye odaklanmakta. 

ABD’de ise İYD, uygulamada devletin çok fazla müdahil olmadığı, daha çok işletmelerin kararına bırakılan düzenlemelerdir. 

AB’nin siyasi gündeminde önemli bir yer tutan çalışma süreleri ve İYD düzenlemelerinde, esnek çalışma süreleri, işletmelerin ve ulusal ekonomilerin rekabet edebilirliğini artıran bir araç olarak değerlendirilmektedir.
 
PEKİ TÜRKİYE İŞ-YAŞAM DENGESİNİ SAĞLAMAKTA ESNEK ÇALIŞMA DÜZENİNİ NASIL KULLANIYOR?

Türkiye açısından esneklik, çoğunlukla kısmi zamanlı çalışma olarak karşımıza çıkmakla birlikte, üst gelir grubundan ebeveynlerin istemeleri durumunda tercih edebilecekleri bir alternatif olarak görülüyor. Bunun en önemli nedeni, ülkemizde hâkim olan düşük ücretler ve uzun çalışma saatleri. İş-yaşam dengesinin önemli bir yönünü, kişilerin işte harcadığı zaman miktarı oluşturmaktayken, ülkemizde uzayan çalışma saatleri kişilerin kişisel bakım, eğlence gibi faaliyetlere harcadıkları zamanı kısıtlamakta. Kişilerin sahip olduğu boş zamanların kalitesi ve miktarı, insanların genel refahı için oldukça önemliyken bu çıkarımlara da bakarak, Türkiye’nin iş yaşam dengesi konusunda dünya genelinde nasıl bir konumda olduğunu birlikte öğrenelim.
 
TÜRKİYE İŞ YAŞAM DENGESİNDE SONUNCU!

Türkiye’de çalışanların yüzde 34’ü haftada 50 saatten fazla çalışıyor. Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın araştırması ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, iş ve yaşam dengesine bakıldığında en iyi performans Hollanda’nın oldu. 35 OECD ülkesi ile Rusya, Brezilya ve Güney Afrika’nın dâhil olduğu toplam 38 ülke içinde son sıraya Türkiye yerleşti.

UZUN İŞ SAATLERİ SAĞLIĞIMIZI OLUMSUZ ETKİLİYOR

Erkek çalışanların yüzde 37’sinin, kadın çalışanların ise yüzde 26’sının mesai saatlerinin uzun olduğu saptandı. Bu bilgiler doğrultusunda, Türkiye’de çalışanların OECD ortalamasına göre hayattan daha az memnun oldukları tespit edildi. 0 ile 10 arasındaki ölçekte memnuniyet derecelendirmesi incelendiğinde ise, Türk halkı ortalama 5,5 puanda kalırken, OECD 6,5 ortalamasına sahip olmuştur.

İŞ-YAŞAM DENGESİNİN CİNSİYET ÜZERİNDE FARKLILIKLARI VE ÖNEMİ, İŞ-YAŞAM EBEVEYNLİK DENGESİ

Bunun ile beraber kadınların işgücüne dâhil olması, ailede paylaşılan rolleri ve sorumlulukları değiştirmiş, özellikle anne rolüne sahip olan kadınların iş kadını, anne, eş, ev işleri gibi birden fazla sorumluluğa sahip olmasına neden olmuştur. Kadınların sahip olduğu çoklu roller aile yapısının değişmesi, yeni iş piyasalarının oluşması, iş-yaşam dengesinin oluşumundaki zorluklar gibi durumlara sebebiyet vermektedir. Bu tarz ortamda iş-yaşam dengesini sağlamak, eşlerin birbirleriyle olan rol ve sorumluluk paylaşımlarını etkin olarak düzenlemelerine de bağlı olmaktadır. Artık iş piyasasında varlık gösteren kadın, aile içi rollerini gerçekleştirirken eşinden destek beklemekte, özellikle çocuk bakımı ve ev işleri konusunda iş bölümü talep eder hale gelmektedir. 

Günümüzde iş-yaşam dengesi kavramı, yaş, cinsiyet veya medeni hal gözetmeksizin her bireyi ilgilendirmektedir. Bireylerin ilgi odağı haline gelen bu kavramın önemi gün geçtikçe daha da artmaktadır ve geleceğe uzanmaktadır.

GELİŞEN TEKNOLOJİNİN İŞ-YAŞAM DENGESİNE ETKİSİ (ŞİRKET CİHAZLARI, YENİ NESİL UYGULAMALAR VS.)

Gelecekte ise Yapay zekâ (YZ) bugün çalışanların üzerindeki birçok işi üstlenecektir. Yayınlanan bir araştırmaya göre, bir yöneticinin zamanının yüzde 54’ü idari işlerle geçiyor. Buna karşılık üst düzey bir yönetici stratejik planlamaya yüzde 10’dan, kendisine doğrudan bağlı astlarıyla birebir ilişki kurmaya yüzde 7’den az zaman ayırabiliyor. Hızla gelişen sayıda YZ uygulamalarına ayak uydurmayı başaran yarının yöneticileri aynı zamanda daha hızlı ve veriyle desteklenmiş stratejik kararlar alabilecekler. Teknolojik gelişmeler gelecekteki problemler konusunda, bugüne kadar kullandığımız düşünce sistemiyle öngörülemeyecek çözümleri de beraberinde getirecek.

Yaşam Kalitesinde Uygulamalı Araştırma dergisinde yayınlanan bir Çalışmaya göre, teknoloji esneklik ve geçirgenlik algısını ve sonucunda kişinin yaşayacağı deneyimi etkiliyor.

Kurumlarda çalışanların teknoloji kullanımının esneklik ve geçirgenlik algılarına etkisini ölçümleyerek onları destekleyici bir olumlu iklim oluşturulması önem kazanıyor. Bu iklimin sağlanmasında yine teknoloji dinamiklerinden yararlanmak mümkün. Örneğin Google’ın eski insan kaynakları yöneticisi Laszlo Bock’ın kurduğu yeni şirkette bu amaçla kullandığı uygulamanın adı Nudge Makinesi Bu uygulama, çalışanlar ve yönetim arasında daha iyi ilişkiler geliştirmeyi, böylece daha verimli bir iş ortamı oluşturmayı amaçlıyor. Uygulama makine öğrenmesinden, davranış bilimlerinden ve işle ev arasındaki ulaşım süresi gibi kuruma özel bilgilerden faydalanıyor.Gün içinde çalışanlara gönderdiği nudge’lar, birbirleriyle iletişimde kalmaları için onları harekete geçiriyor. Nudge’lar zamanla öğreniyor; zamanlamada, mesaj gönderiminde ve motivasyonel tekniklerde iyileşme sağlıyor. 

PEKİ YA YENİ NESİLLER ÇALIŞMA HAYATINA NASIL BAKIYOR? 

Yeni nesiller bağımsız, girişimci, geribildirim almaya istekli kısa zamanda başarı beklentisi içinde olan, özgürlüğü ve esnekliği seven, mikro yönetimden hoşlanmayan, girdiği ortamda eksiklik ve aksaklıkları hemen fark eden ve bunları düzeltmek için istek duyan kişiler olarak tanımlanıyorlar.

Bu özelliklerin ne kadarının sadece yeni nesillere ait olduğu tartışılır ancak İş hayatının başlangıcında olan her nesilden çalışanda bu özelliklerin birkaçını görmek mümkündür. Ancak yeni neslin, kendisinden öncekilerden çok farklı bir zeminde yetiştiği muhakkaktır. Bu farklı zeminin belirleyici özelliği, bu gençlerin gelişiminde ve hayatlarının bütününde yer alan elektronik ortamdır.

Dijital devrimin neredeyse her gün farklılaşan işlem kapasiteleri ve işlem alanları zihnimizi zorluyor. Yeni nesil bu yeni düzeni hava gibi, su gibi var sayıyor ve sorgulamıyor bile. Onlar için dijital iletişim, online sosyal yaşam, internet oyunlarında eğlence, yüzlerce televizyon kanalı, sinemanın uygulamalarda var olması yaşamın olağan parçaları. Bu sebeple hayatı elektronik ajandalarda düzenliyorlar, alışverişlerini internetten yapıyorlar. İş başvuruları ve psikometrik değerlendirmeleri online, işe yerleştirme için alındıkları değerlendirme merkezleri simülasyonlu, yetkinlik kazanma eğitimleri e-öğrenme ve simülasyona dayalı.

Rajanakorn ve Chen, yeni neslin en belirgin değerlerini bireysellik, çeşitlilik, iyimserlik, neşe ve özgürlük olarak tanımlamıştır. Bireyselliklerini güvenli bir dünyada yaşama özlemleri yüceltecek, iyimserlikleri barışa çağrı yapacak, neşeleri işlerini hobileri, hobilerini işleri gibi içselleştirmelerinde motivasyon yaratacak, özgürlük beklentileri özerk bireylerin oluşmasında yol gösterici olacaktır. 

İŞ-YAŞAM DENGESİNİN İNSAN PSİKOLOJİSİNE ETKİSİ 

İş yaşam dengesizliğinin insan psikolojinde yol açtığı sıkıntılar: stres, tükenmişlik, depresif duygu durumu, yalnızlık hissi ve huzursuzluk, suçluluk duygusu, yaşam doyumunda azalma ve kaygıdır. 

Stres, bedenin her türlü uyarana karşı uyum sağlamak için gösterdiği yaygın tepki şeklinde tanımlanır. İş ve yaşam arasındaki dengesizlik, yaşamımızda büyük bir sıkıntı kaynağı olarak oraya çıkar. İş ve yaşam rolleri kişilerin kimliklerinin vazgeçilmez iki parçası olarak kabul edildiğinden, bunların arasındaki dengesizlik stresin yoğun bir şekilde yaşanmasına sebep olabilir. Bir diğer sıkıntı ise Depresif Duygu Durumudur. Depresif duygu durumu ise kişilerin hayata karşı ilgilerinin azalması, hiçbir şeyden zevk almama durumu olarak tanımlanabilir. Depresif duygu durumu beraberinde yalnızlık hissini ve huzursuzluğu getirir. Farklı gruplarla yapılan birçok çalışmada iş yaşam dengesizliğinin hem doğrudan hem de dolaylı olarak depresif duygu durumuna yol açtığı bulunmuştur. 
 
Psikolojik bir sıkıntı olan yaşam doyumunda azalmanın ise iş yaşam dengesizliği ile arasında kuvvetli ve negatif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Daha önce de belirtildiği üzere kişilerin değer verdikleri şeyleri yapamamaları durumunda tatminsizlik ortaya çıkabilir.

Bu nedenledir ki iş yaşam arasındaki dengesizlik, kişilerin yaşamlarında değer verdikleri şeyleri yapabilmelerini engelleyerek yaşam doyumlarında azalmaya neden olabilir. Yani kısaca İş Yaşam Dengesi Neden Önemlidir? YAŞADIM DİYEBİLMEK İÇİN…

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İnsanlar Neden Girişimci Olmak İster?

Çağımızın Mesleği: Girişimcilik