Toplumsal Cinsiyet Eşitliği


Geçtiğimiz Mart ayında araştırdığımız toplumsal cinsiyet eşitliği konumuzun raporuna aşağıdan ulaşabilirsiniz. İyi okumalar dileriz.


Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini anlamak için gelin ilk önce tanımlardan başlayalım. Toplumsal cinsiyet; yemek yapmanın, evi temizlemenin kadının görevi olarak, para kazanmanın erkeğin görevi olarak algılanması gibi sonradan öğrenilen ve cinsiyete, toplum tarafından biçilen davranış beklentilerini kapsayan bir terimdir. Biyolojik Cinsiyet ise doğuştan gelen biyolojik özellikleri içeren bir terimdir. Konuyu daha iyi kavrayabilmek için, eşitlik, farklılık, ayrımcılık gibi kavramlara da bakacak olursak; eşitlik, bütün farklılıklarına rağmen insanları, farklılıklarını koruyarak eşitleyebilmektir. Peki eşitlik aynılık mı demektir? Toplumda, cinsiyet eşitliği, kadınların  erkeklerle aynı olma isteği olarak bilinse de bu yanlıştır. Bahsedilen eşitlik talebi, kadınlarınerkeklerle aynı olma değil, eşit değerlendirilmesidir. Bu talebin reddedilmesi, kadınların imkanlarını geleneksel aile içi rollerle kısıtlar, farklı toplumsal cinsiyet kimliklerini yok sayar.


Ayrımcılık ise bir grubun doğuştan gelen veya sonradan edinilmiş özellikleri ya da farkları nedeniyle toplumun geri kalanından bilinçli olarak uzaklaştırılmasıdır. Ayrımcılık eğer cinsiyete göre yapılıyor ve bir cins, diğerinden üstün tutuluyorsa bu, cinsiyetçiliktir. Pozitif Ayrımcılık geçici eşitliğin sağlanmasının olanaksız olduğu durumlara yönelik geliştirilen kısa süreli uygulamalardır. “Haydi Kızlar Okula” kampanyası eğitimde eşitlik için oluşturulmuş pozitif ayrımcılığa örnek projelerden biridir.


Ayrımcılık Nerede Başlar?


Ayrımcılık, küçük yaştan itibaren toplumsal cinsiyet algısına göre verilen, mutfakta yardımın sadece kız çocuklarından istenmesi, bakkala sadece erkek çocuklar gönderilmesi gibi roller ile erken safhalarda başlıyor. Kıyafetlerden oyuncaklara, davranışlardaki hal/tavırdan büyüklerinin ‘’tavsiye edeceği’’ mesleğe kadar uzanan rol dağılımları, ayrımcılığın sürdürülmesine, günümüzde mesleklerin de cinsiyetçi yaklaşımla gruplandırılmasına neden oluyor.

Ayrımcılığın başladığı bir diğer nokta ise ''Dilde Cinsiyetçilik”. Bir toplumun dili incelenerek, cinsiyetlere biçtiği roller gözlenebilir.  Deyimler ve atasözleri bu anlamda önemli bir ipucudur. Saçı uzun aklı kısa, elinin hamuruyla erkek işine karışmak, kızını dövmeyen dizini döver gibi örnekler bunların yalnızca birkaçıdır. Kadınlar, basın-yayın organlarında ve günlük konuşma dilinde kullanılan ''Bilim insanı yerine bilim adamı, insanlık yerine insanoğlu” sözcükleri ile sosyal baskıya maruz kalmıştır. Bunlardan yola çıkarak ''Toplumsal cinsiyet eşitliği önce dilde başlar!'' diyebiliriz.


             Embracing Gender Equality Through Social Entrepreneurship


21. yüzyılda kadın-erkek rolleri toplumla şekilleniyor olsa da bu durum geçmişten günümüze değişiklik göstermiştir. Tarım kültürünün hakim olduğu dönemde kadın, ticaretin metası haline gelip köleleşme ile birlikte hak ve özgürlüklerini kaybetmeye başlamışken, feodal dönemde cinsiyete yönelik bir ayrıma rastlanmamış, kadın ve erkek beraber çalışmıştır. Ancak sanayileşme ile beraber cinsiyete yönelik şekil değiştirme başlamış, erkek şehre çalışmaya giderken kadın aileyi buna hazırlayan “ev kadını” rolünü üstlenmiştir. Fransız ihtilaliyle birlikte gelişen eşitlikçi ve özgürlükçü düşünce ise modern feminizmin temelini oluşturmuştur.


Feminizm aslen kadınların ve erkeklerin eşit hak ve ayrıcalıklara sahip olmasını savunsa da toplumda “erkek düşmanlığı” olarak algılanıyor. Bir diğer önemli kavram olan maskülizmi ise maskülinizmle karıştırmamak gerek. Maskülinizm, erkek egemenliğini savunurken maskülizm ataerkilliği savunmaz aksine yok etmek ister. Maskülizm, toplumsal eşitliği sağlamayı ve erkeğe yapılan ayrıcalıkların ve baskıların üstesinden gelmeyi hedefler. Erkek sorunları,toplumsal cinsiyet eşitliği, erkek düşmanlığı gibi konuları ele alır.

 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Sağlamak için Ne Yapılabilir?

 

1.    Başta aile içinde olmak üzere, eğitim, medya,sivil toplum kuruluşları ve hükümet ile birlikte  mücadele etmeli,

2.    Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddetle mücadelede kadınların adalete erişimi eşit sağlanmalı,

3.    Siyasi ve kamu karar mekanizmaları öncelikli olmak üzere iş hayatının tüm alanlarına kadın ve erkeklerin dengeli bir şekilde dahil olmalı,

4.    Toplum içinde cinsiyet eşitsizliğini vurgulayan ve ayrımcılık yapan dille savaşılmalıdır.


Ana Akımlaştırma Stratejisi


Kadın ve erkekler hükümetlerin, uluslararası örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının çeşitli alanlarda yürüttükleri proje sonuçlarından aynı şekilde etkilenmezler. Ana akımlaştırma stratejisi, herhangi bir topluluğu hedefleyen her türlü girişimin o topluluktaki kadın ve erkek üyelerini nasıl etkileyeceği araştırılmasını onların ihtiyaçları dikkate alınmasını ön görür. Bu strateji toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına dayanır.


            İş Dünyası ve Cinsiyet Eşitliği


Cinsiyetçilik yansımalarını gördüğümüz diğer bir konu ise iş dünyası. Günümüz iş hayatında gelir dengesizlikleri üzerindeki hak arayışları yükselen farkındalıkla birlikte giderek artmasına rağmen erkekler kadınlardan daha fazla kazanmaktadır. İş Dünyasında Cinsiyetçilik Dünya Ekonomik Forumu’nun 2015’te yayımladığı Cinsiyet Ayrımı Raporu’na (Gender Gap Report) göre Türkiye'de bir erkeğin 100 dolar kazanarak yaptığı işi yapan bir kadın yaklaşık 80 dolar kazanıyor. Maaşlardaki dengesizliklerin yanı sıra cinsiyet merkezli işe alımlar ve terfiler de mevcut. Eşitsizlik ve ayrımcılık, işe giriş aşamasında başlıyor. Çoğu kadın, kadın olduğu için eğitim geçmişine ve iş tecrübelerine bakılmaksızın CV tarama aşamasında eleniyor. Fortune 500 listesindeki CEO’ların sadece yüzde 4’ünü kadınlar oluşturuyor. 


              Equality 2/2 | Gender equality art, Illustrations and posters, Picture  illustration


Ekonomide kadın istihdamı artmış olsa da kadınların dahil olduğu işlerin niteliği ve sektörel dağılımı belirli noktalara yoğunlaşmıştır. Bunu da “cam duvarlar” ve “ cam tavanlar” olarak bilinen iki temel kavramla açıklayabiliriz. Cam duvarlar kadınların işyerinde ilerlemesini önleyip onları bunun daha az mümkün olduğu mesleklere yönlendirme eğilimidir. Hemşirelerin çoğunun kadın, inşaat sektöründe çalışanların çoğunun erkek olması buna örnektir. Cam tavan ise kadınların eğitim, beceri ya da deneyimlerine bakılmaksızın erkekler ile birlikte çalıştıkları işlerde yönetim ve/veya denetim kadrolarında yer alamamaları ve bu durumun erkeklerin lehine bir yapıyla ölçütlenmesidir. Yine Fortune dergisinin araştırma sonucu bu duruma örnek gösterilebilir. 


Kadınların iş dışında çocuk ve ev bakımı gibi görevlerinin olduğunun düşünülmesi ve doğum gibi süreçlerden sonra yasal yükümlülüklerin işverence yerine getirilmesinin maliyetleri yükselteceğine dair duyulan endişe, kadınların istihdam edilmemesine yönelik nedenlerdir. Hatta bu endişe yaygınlaşmış ve iş hayatında annelik cezası kavramını doğurmuştur. Cezaya göre anne olan ve olmayan kadınlar arasında ücret ve yükselme eşitsizlikleri mevcuttur. Bu nedenle kadınların işyerlerinde daha az tercih edilmesi ve daha az terfi alması tesadüf değildir.


Sosyal medya üzerinden yapılan bir çalışmada kadınlara iş hayatlarında en sık rastladıkları cinsiyetçilik türlerini soruldu. Alınan yanıtlarda kadınların herhangi bir konuda eril bir fikre muhtaç olduğu kanısı  [ erilleme (mansplaining)] ilk sıradayken bunu korumacı cinsiyetçilik takip ediyor. Kadının hassas olduğu ve erkeğin korumasına ihtiyaç duyduğu ön kabulüyle ortaya çıkan korumacı cinsiyetçilik, restoranlarda içilecek şarabın doğrudan erkeklere tattırılması,hesabın genellikle erkeklere getirilmesi gibi örneklerdeki cinsiyetçilik şeklidir. 


              77,698 Equality Illustrations & Clip Art - iStock


TÜİK "İstatistiklerle Kadın 2020" raporununa Türkiye nüfusunun yüzde 49,9'unu kadınlar,yüzde 50,1'ini erkekler oluşturdu. Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre 2019 yılında Türkiye'de 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin oranı yüzde 45,7ken bu oran kadınlarda yüzde 28,7, erkeklerde ise yüzde 63,1 oldu.


BM Kadın Birimi tarafından yapılan bir araştırma sonucuna göre içinde bulunduğumuz Covid-19 döneminde dâhi iş kaybı bağlamında toplumsal cinsiyet farkı tespit edilmiştir. Genel olarak işini kaybeden kadınların oranı %18,8 iken işini kaybeden erkeklerin oranı %14,2dir.


Çoğu kurum için, 8 Mart etkinliklerini yapılması gerekenler listesine bir “tik” işareti koymak olarak görüyor. Oysa ki, bu farkındalık örgütsel kültürün tamamına yayılmalıdır. Marka imajı,tedarikçi seçimi, şirkette kullanılan dil,babalık hakları gibi konularda toplumsal cinsiyet eğitimi verilmelidir. 

        Hukukta Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin kanunen korunmak adına geçmişten günümüze birçok çalışma yapılmış, 1923'te Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformlar hızlanmıştır. Bu çalışmalardan birkaçı şunlardır:

      1934 Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması

      1966’da Eşit değerde iş için kadın ve erkek işçiler arasında ücret eşitliğini sağlayan ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) sözleşmesi onayı.

      1985’te Türkiye, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini (CEDAW) imzalanması.

      2008’de hazırlanan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı (2008–2013).

      2011’de İstanbul’da imzaya açılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” yani yaygın adıyla İstanbul Sözleşmesi. (Sözleşme 20 Mart 2021 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye bakımından feshedilmiştir.)

      2012’de kabul edilen 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun. 

      2018’de hazırlanan Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı (2018-2023) ve yine 2018’deaçıklanan GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu).


           Women Constitute Only 2 In Senior Leadership MD JLL India - BW Businessworld


İstanbul Sözleşmesi

Birer insan hakları ihlali olan kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddet ile  ev içi şiddet konularında yasal bağlayıcılığı olan en kapsamlı uluslararası sözleşmedir. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığa son verip onların güçlenmesine katkıda bulunarak eşitliğin sağlanmasını, kadın ve kız çocuklarını her türlü şiddete karşı korumayı, şiddetin yasal takibini yapmak sözleşmenin hedefleri arasındaydı ve taraf devletlere, şiddetin önlenmesinde büyük sorumluluklar yüklüyordu fakat sözleşme feshedildi. 

Ulusal Mevzuatta Cinsiyet Eşitliği

Anayasanın 10. maddesindeki "kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” hükmü, Türkiye Cumhuriyeti devletini, cinsiyete dayalı ayrım yapmaksızın kadınla erkeğin her alanda eşit haklara ve imkanlara kavuşması için gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılmıştır. Ayrıca:

     Türk Medeni Kanunu

     Türk Ceza Kanunu

     6284 Sayılı Kanun 

     Yeni İş Kanunu’nda da kadınların Erkeklerle eşit haklara sahip olmasına ilişkin maddeler mevcuttur.

Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddet 

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en ağır sonucu kadına yönelik her türlü şiddet ve kadın cinayetleridir. Bu şiddet; psikolojik, ekonomik, fiziksel ve cinsel şiddet olarak toplumda kendini gösterir. Ulusal ve uluslararası düzeydeki bazı politikalar ve uygulamalara rağmen dünya çapında devam eden kadına yönelik erkek şiddeti; dünyada olduğu gibi ülkemizde de güncelliğini koruyan oldukça önemli bir meseledir. Dünya Sağlık Örgütü 2016 raporuna göre, dünyada her 3 kadından 1’i partneri ya da başkaları tarafından fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalmıştır. 

Kadına yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği, toplum yapısından  kaynaklanan kadın ve erkek arasındaki asimetrik güç ilişkisi yatar. Kadının ataerkil yapı nedeniyle, kendisinden beklenen rollere aykırı davranması kadına yönelik şiddetin en önemli nedeni arasında gösterilmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nde de yer aldığı gibi “toplumsal cinsiyet rolleri” ve “subjektif namus kriteri” kadına şiddete gerekçe olamaz. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İnsanlar Neden Girişimci Olmak İster?

Çağımızın Mesleği: Girişimcilik

İŞ-YAŞAM DENGESİ